Ben öleyim ücralarda, Ey şehir ulemâsı...
2008-11-29
Cılız bir bilek bile uzattığı eli tutup onu
kurtarabilecekken… Sıkıntılı bir hayat yaşayan, ruhsal sorunlarla boğuşan, bir gün ortadan kaybolan ve on beş gün
sonra, geçtiğimiz Eylül ayında cesedi Newala Kassaba’da bulunan Yavuz Alp’in
anısına…
BEN ÖLEYıM ÜCRALARDA,
EY şEHıR
ULEMÂSI,
SıZ TIPIş TIPIş YAşAYIN!
şair Ahmet Erhan’ın üç satırlık bir şiiridir bu.
Nefis uzun şiirleri vardır sevgili Ahmet Erhan’ın. “Buyrun, ben Ahmet Erhan,” diye başlayan Gsm
şiiri bunlardan biridir. Oldukça uzundur ve harikadır.
Ama ben onun en çok kısa şiirlerini severim. Bir tanesi tek satırdır örneğin;
Ben öleyim ücralarda, ey şehir uleması, siz tıpış tıpış yaşayın şiirinin hemen altındadır.
şöyledir;
“Devrimci, sarhoş, yalnız.”
Bütün şiir bu.
“Devrimci, sarhoş,
yalnız."
Neyse.
Ahmet Erhan’a yine döneceğiz. Ama gelin biraz Paris’e gidelim isterseniz.
Paris’in gettolarına. Dilerseniz entelektüellere soralım, dilerseniz dilencilere veya zenci fahişelere.
Affedersiniz, Michel Foucault’yu tanıyor
musunuz? (Mişel Fuko diye okunur ve bundan sonra böyle yazacağız.)
Size hemen üstadın Kelimeler ve şeyler, Deliliğin Tarihi, Cinselliğin Tarihi gibi başyapıtlarını
sıralayacaklar. Her biri bir kitap kadar içerikli sözlerini söyleyecekler ve gözleri dolu dolu onunla yaşadıkları anılarını
anlatacaklar.
Evet, fahişeler, dilenciler,
aydınlar…
Kime sorsanız.
Peygamber varisi gibi bir misyonu olmamasına rağmen
herkes tanır onu. Tıpış tıpış yaşamamıştır çünkü. Halkla iç içe olmuştur. Bir gece köprü altında veya Paris metrosunda
avurdu çökmüş hayat adamlarıyla bir dilim beyaz peynir eşliğinde köpeköldüren şarabı içmişse, ertesi gece Eyfel kulesinde
filozoflarla kahve yudumlamıştır.
“Neden her kişi kendi
hayatını bir sanat yapıtına dönüştürmesin? Neden şu ya da bu bir sanat yapıtı olsun da benim veya sizin hayatınız
olmasın?” diye soran düşünürdür kendisi. Düşünür payesini hak edecek kadar düşünmüştür çünkü.
Ama beni en çok etkileyen tespiti bu değildir.
Avrupalıların gözünde Ortadoğulu olduğumuzu hatırlatarak bu büyük filozofun söylediklerini aktaracağım.
Ne demiştir zamanında biliyor
musunuz?
“Aydınlanma yolundaki Ortadoğu insanı intihar ve
şizofreni arasında sıkışır!” demiştir.
ıntihar ve şizofreni!
Hadi itiraf edelim; akasından gelenlerden ayar almamış tek düşünür, tek filozof yoktur. Mişel Fuko’nun ayarı da
aynen şöyledir;
“Hayır efendim! Aydınlanma
yolundaki Ortadoğu insanı intihar, şizofreni bir de alkolizm arasında sıkışır!”
Aydınlanma gibi bir sorunu olmayan insanlar tıpış tıpış yaşarlar. Karanlığa razıdırlar, loş ışık
başlarından fazladır.
Böyle bir derdi olanlar ise
“Devrimci, sarhoş, yalnız" diye tek satırlık şiirler yazarlar.
Bir başka deyimle “intihar, şizofreni, alkolizm.”
Biraz abartma hakkını kullanan herkes intiharı özeleştiri, şizofreniyi yaratıcı düşünce, alkolizmi
başkaldırı diye pekâlâ açıklayabilir. Ama dilediğiniz kadar abartın, kokuşmuş bir sistemde tıpış tıpış yaşamayı adam gibi
açıklayamazsınız. Yoktur onun bir açıklaması. En azından ben öyle bir tanım bilmiyorum. Çünkü ben ne için burada, yani
dünyada olduğumuzu tam olarak bilmesem bile, tıpış tıpış yaşayıp keyif çatmak için burada olmadığımızdan
eminim.
Bu dünyada olmanın bir bedeli var ve bu bedel ödenecek.
Kim mi ödeyecek?
şehrin aydını, bilgesi, uleması…
Yok işte. Bilgemiz, aydınımız yok.
Aslında var da,
bilgemiz de aydınımız da bu aralar tırtılın neden sex hayatı yok konusunu tartışmakla meşgul. Evet, evet. Tırtılın neden
sex hayatı yok!
Geriye kalıyor ulema. Yok, ben şimdi ulema
ciddi şeyler tartışıyor, memleket meseleleri üzerine kafa yorup çözüm üretmeye çalışıyor diye bir şey iddia etmiyorum.
Biliyoruz. ışte size en güzel örneği; Moğollar mazlum Ortadoğu halklarını kılıçtan geçirip ıslam âlemini yağmaladığında,
ıslam âlimleri meleklerin cinsiyetini tartışıyorlardı. Melekler dişi midirler, erkek midirler?
Ama yine de şu gerçeği görmezden gelemeyiz. ıslam’da ulema sınıfı olmamakla birlikte bu
şehrin avam halkı nezdinde en itibarlı sınıf yine de ulema sınıfıdır.
Ha, diyeceksiniz ulema sadece Arapça gramer öğretiyor. Evet, ama Arapça gramer bilen insanların bile sözünü
ciddiye alan bir halkımız var.
ışte bu yüzden faturayı
ulemaya ödeyecek; ıtibarını kaybederek!
ışte bu yüzden Ahmet
Erhan o harika dizeyi yazmıştır;
“Ben öleyim
ücralarda, ey şehir uleması, siz tıpış tıpış yaşayın!”
Sokak sokak dolaşıp, insanlara hayatınızı bir sanat eserine çevirebilirsiniz diyecek Mişel Fuko gibi bir aydın
yok bu şehirde. ınsanların yoluna ışık tutacak bir bilge de yok. Bu yüzden birileri ücralarda ölecekler. Evet, tam da bu
yüzden birileri Newala Kassaba’da ölecekler. Birileri tıpış tıpış yaşadı diye.
Rahat uyu Keklik Yavuz, rahat uyu…
…
Sözü bağlamadan önce
haddimi aşıp Mişel Fuko ve arkasından gelen filozoflara ben de bir ayar vereyim mi?
Hayatımın dersini alacağımı bilsem bile bu sözü söyleyeceğim;
Üstad!
Aydınlanma yolundaki
Ortadoğu insanı intihar, şizofreni ve alkolizm arasında sıkışır mı dediniz? Belki doğrudur. Ama fazla sürmez sıkışıklığı.
Başkaldırı kapısından alanlara, alanlara, alanlara çıkıp rahatlar.
Hadi sağlıcakla…
YORUM EKLEYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
ARKADAŞINA GÖNDERYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
Bu köse yazisi 1729 defa okundu.