Bir Sempozyumun Düşündürdükleri
2009-04-17
Geçen
haftalarda yazdığım bir yazıda cezaevlerindeki keyfi uygulamalar, baskılar ve hak gasplarının bir yerlerden
“düğmeye basılmışçasına” artış gösterdiğine dikkat çekmiştim. Gelişmeler kaygı verici boyuttaydı ve hala
da öyle.
Ölümler, açlık grevleri, saldırı
haberleri birbiri ardına “dışarı” sızarken gazetelerde üç satırlık olsun yer bulmuyor.
“Dışarıdaki” derin kanıksama duvarına çarpıp sessizliğin hükmüne yeniliyor.Bu hafta DTP çalışanlarına yönelik gerçekleştirilen operasyon da gösterdi ki,
bu belki de cezaevlerinden başlatılmış bir konsept. Devletin yeni “bahar” konsepti. Amaç; teslim almak,
yıldırmak, darbeleyerek kendi “çözüm”lerine ikna etmek, “kıvama
getirmek”.Dayanışma
Ağı’ndaki dostlarımız, tam da cezaevlerindeki hak ihlallerinin ayyuka çıktığı bu dönemde, geçen hafta sonu
“Ceza ınfaz Sistemlerinin Dünü Bugünü” adı altında bir sempozyum düzenlediler. Kamuoyuna yaygın çağrı
yapıldı. Eski tutsaklara, “içerden” çıkmış olanlara, kurumlara, partilere, sivil örgütlere sempozyuma
katılım çağrısı yapıldı. Amaç boş bir zaman aralığını sempozyum gibi bir etkinlikle değerlendirmekten çok, “Birlikte
neler yapabiliriz?”i tartışmak ve geleceğe dönük ortak planlamaların yolunu açmaktı.
Sempozyumun organizasyonu sahiden eksiksiz denilebilecek bir özenle
gerçekleştirilmişti. Ancak katılım 100 civarında insanla sınırlı kaldı. Eski tutsaklar sempozyuma ilgi göstermemişler,
gelmemişlerdi. Kurumlarsa diplomatik katılım gösterdiler. Bazıları bunu bile yapmadı. Belli ki katılan kurum temsilcilerine
de, “Git bak bakalım, neler oluyor” denmişti. Mücadele içinde olup da yolu cezaevlerinden geçmemiş çok
az insan varken, mesele ne yazık ki gündemimizde değildi. Orada bulunan ve zar zor yürüyebilen iki ölüm orucu gazisinin
geçmişe dönük değerlendirmeleri bıçak keskinliğinde bir eleştiri niteliğindeydi ve acıtıcıydı. Bir ölüm oruççusu şöyle dedi;
“Geçmişte, ölüm oruçları döneminde sol yaklaşım sergilendi, şimdi ise sağ yaklaşım sergileniyor.” Son
derece doğru bir tespitti. O sol yaklaşım onlarca cana, yüzlerce sakatlığa mal olurken, günümüzde sergilenen sağ yaklaşım
ise insanları kendi kaderine ve hayatın insafına terk ediyordu. Bir dönem cezaevlerindeki direnişi her şeyin ve
mücadelenin merkezine koyan sol yaklaşım, şimdi onları “yok sayan” sağ yaklaşıma
dönüşmüştü.Sağcılaşma her yerde.
Yaşamlarımızda… Duyarlılıklarımızı, çabamızı, reflekslerimizi, hayallerimizi en alt sınırlara çekiyor oluşumuzda.
“Kendimizi” hayatın akışı denilen ama düzenin kendisi olan o akıntıya teslim
edişlerimizde…ıçerden bir kardeşimin,
yoldaşımın, arkadaşımın daha dün gönderdiği mektuptan bir alıntıyla bitiriyorum.“Baskının, zulmün, acının sıradanlaşmasının yanı sıra, insanın amansız
bir vurdumduymazlığa uyandığı çağlardan birindeyiz… Her gün eski zamanlardan kalma köhne bir cehenneme
uyandığımız halde hiçbir şey olmamış, yaşanmamış gibi yolumuza devam ediyoruz!.. “ıçerisi” bir hayli dar
geliyor artık bize… Nefes almakta bile zorlanıyoruz. Yediğimiz ekmek, içtiğimiz su zehir artık! Acı ama gerçek!..
Oysa hayat için, devam etmek için unutulmaması gerekenler vardır... Duyarlı olmak, yaşananlara kendini kapatmamak,
yani kayıtsız kalmamak bunların başında gelir. Lakin ördüğümüz duvarlarımız ve kayıtsızlığımız, hayata, vicdanımıza ters
düşmekten başka bir anlama gelmiyor. Vicdanlarımızın tercümanı olan kelimeler acıtsa da yüreğimizi, biz içerdekilere reva
görülen budur… Bunların hepsi, yani tüm bu acımasızlığın ve terk edilmişliğin yaşattığı yegane duygudur
“mahkum”luk!..
“Terk etmedik” mi diyorsunuz, söyledikleri çok mu acıtıcı, bizlere haksızlık mı ediyor? Bunu
onlara yazın. Nereye mi? Dışarıda Deli Dalgalar’ın sitesinde dört yüze yakın mektup var. Adresleriyle birlikte
yayınlanıyor. Onlardan birine yazın. On dakikanızı ayırın, bir selam gönderin. Onlara ayıracak on dakikanız yoksa, lütfen
onlardan bahsetmeyin… YORUM EKLEYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
ARKADAŞINA GÖNDERYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
Bu köse yazisi 267 defa okundu.