Göl hiçbir zaman denize kavuşamayacaktır...

At sırtında dul kalmış gelin gibidir; ne baba evine, ne de koca evine gidemeyecek, olduğu yerde durup, sonsuza dek sessizliği dinleyecek, bilge kesilecektir...
Umudun bittiği, bilgeliğin yeşerdiği yerde, Van gölünün güneyinde başlar, asırlardır zümrütten bir ırmak gibi akan Botan'ın serüveni.
Dağ taş demeden, tam 268 kilometre çırpınır sevgiliye kavuşmak için.
Bu uzun yolculuğunda, her iki yanını kuşatan yalçın kayalıklara selam verir önce, yanak okşar, hal hatır sorar.
Sonra yolu üzerindeki bağı bahçeyi sular, evcil ve yabani hayvanların susuzluğunu giderir, yaz sıcağında serinlemek isteyenlere koynunu açar, fakir fukaraya cömertçe cins cins balık, yani yaş et ikram eder…
Arabulur, racon keser, barış yapar uğradığı köylerde.
Hem düğünlerde görürsünüz onu, hem taziyelerde.
Durmadan akarak,
Aktığından memnun, şuhça kıvrılarak.
Derken kutsal metinlerin süsü, gücünü tevazusundan almış, bağrına peygamber basmış Cudi'nin eteklerini öperek, önce Sayfiye’de Dicle'ye, sonra Kurna yakınında Fırat’a dökülür.
Her yörede başka isimle anılan Botan’ın ismi artık şattülarap’tır
Akar arayış içinde, düz ovada bükülür…
En son gider Basra körfezinden denizlere, denizlere, denizlere dökülür.
Huzurludur artık; gurbet bitmiştir çünkü.
Deryaya kavuşmuş, muradına ermiş, dinginleşmiş,
Sevişmelerden yorgun, yârin koynunda kendinden geçmiştir artık...
Her an yolculuğun ve kavuşmanın zevkine erse de hırçındır Botan.
Nedendir bilinmez.
Ama oldukça kızgındır, öfkelidir, sitemkârdır...
Ama bilgecedir sitemi.
Küstüğü sevgiliye işve yapan vurgun ve edâlı bir kız gibidir;
Sevgilisi Siirt'tir. Siirt'in uygarlıkları, Siirt’in halkları, Siirt'in delikanlıları.
Nazın ve cilvenin muhatapları.
Dünyalar güzelinin delibaş âşıkları.
Eli silah tutan tüm erkekleri savaşa gitmiş, yaşlı kadınlar ve genç kızlarla dolu bir köyde, çağla yeşili gözleri ve saman sarısı saçlarıyla bir genç kız başka kime işve yapacak ki?..
Bu yüzdendir her yıl birkaç yağız delikanlıyı koynuna alması.
Duyguludur ya, bir tek annelerin feryadına duyarsızdır Botan;
Yalnızdır çünkü. Sevgilisizdir, yârsızdır.
Ama hâlâ, her sabah gün doğarken, delikanlıların gelip yüzmesini, soyunup koynuna girmesini bekler. Bu yüzden kuşluk vaktinden başlayarak allanıp pullanır.
Evet;
Botan vadisi, burada, çıldırtan güzelliğiyle, tüm evrende işve yapacağı birini görememesine rağmen, gelinciğe varana dek süsleniyor asırlardır...
Güzelliğine kanıp yöresinde medeniyet kuran milletlerden bu yana…
Öyle,
ız bırakamayan onlarcası dışında, on iki uygarlık doğup batmıştır vadisinin çevresinde.
(Halaf, Ubaid, Uruk, Mitanni, Asur, Pers (Part), Roma, Bizans, Sasani, Selçuklu, Osmanlı... Ve daha...)
Sütanneliklerinden başka on iki bebek emzirmiş, platoniklerden gayrı on iki âşığı divane etmiştir Botan.
Acımasızdır ha, can acıtır, yürek yakar.
Uzaydan bakılınca, bir ışık huzmesi gibi parlayan Mezopotamya’nın doğusundan ve Anadolu'nun bağrından, tam güneydoğusundan akar…
Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının kesiştikleri vadiden...
Kybele ve ıştar'ın tanıştıkları yerden...
ıki kez yıkılmış, üç kez kurulmuş…
ıki kez ölmüş üç kez dirilmiş Siirt'in doğusundan…
Akar, akar, akar.
Asırlardır hiç durmadan can yakar.
Asırlardır akıyor diye yüzü kırış kırış bilgece bir yaşlıdır diyorlar onun için.
Yok, hayır diyor başkaları, baksanıza gözü hâlâ oyunda oynaştadır, hafakandır Botan. Gencecik bir delikanlıdır.
Bir gün, her baharda hayız görüp kızıl akan dünya güzeli bir dişidir diyorlar.
Sonra, hayır. Her mayısta vurulup al kanlara boyanan, bu yüzden kor kan akan, kara, yağız bir yiğittir, bir erkektir diye fısıldaşıyorlar.
Bilmiyoruz, bilmiyorlar.
şu var ki eskidir, çok eskidir hikâyesi.
Tarihi, neredeyse insanlığın tarihiyle eşzamanlıdır…
Âdem peygamberin 200 yıllık tövbeden sonra Havva'ya kavuşma yolunda dinlenip, su içip yılanlara beddua ettiği...
Bu yüzden asırlarca yörede elma fidanının yeşermediği…
Bir de, Nuh peygamberin, Cudi’nin eteklerinde, ağzında zeytin dalı olan bembeyaz bir güvercinden müjde alıp sevindiği yerdir Botan vadisi.
Rivayet edilir ki kıyamete bile şahitlik edecektir.
Bu yüzden, sakın ha, kenarında hata yapmayın. Botan'ın şahitliği makbuldür der yaşlılar.
Bilgedir, dosttur, arkadaştır. Ama çarptı mı fena çarpar!
şairin, “Su serptim ateş sönsün, serptiğim su da yandı” derken kastettiği su işte bu sudur.
Çünkü hem yanıcı hem de yakıcıdır… Sanmayın ki usludur.
Bu yüzden evladını yitirmiş Arap analar ona May Xeyên, yani “Hain Su” derler. Bahtsız su anlamına gelen “May Baxtiyê” diye sitem ederler.
Bahtsızdır evet. (2)
Bahtsızdır Botan.
Kızgındır, hırçındır, öfkelidir.
Ya Siirt’in gençleri onun gibidir.
Ya da o Siirt’in gençleri gibi...
Kaderimiz birdir.
Ne zaman Siirt’in yüzü gülse, gülsuyu akacak Botan.
Sözü vardır.
Evet, gülsuyu akacak...
Bu şehrin insanı gülsün yeter ki…

***
(1) (En cahil Siirtli olarak Botan’ın sadece bu isimlerini bilirim. Bir yanlışım veya eksiğim varsa siteye mail atın eklerim.)

(2) BıLGı NOTU:
Arapların Botan çayına bahtsız su anlamına gelen “May Baxtiyê” demelerine gelince…
Tarihi coğrafya literatüründe iki akarsu birbirine karıştığı zaman üç ayrı durum söz konusu olur.
A- Ya birleşen iki akarsu bambaşka bir isimle yollarına devam ederler.
Örnek:
Kurna yakınında Basra’nın 64 km. yukarısında birleşen Fırat ve Dicle nehirleri, ne Dicle, ne de Fırat olarak değil, şattülarap ismiyle Basra körfezine doğru yollarına devam ederler.
B- Birleşen iki akarsu debisi yüksek olan ırmağın ismiyle yollarına devam ederler.
Örnek:
Dicle nehri kuzeyden Toros dağları yamaçlarından inen, başlıcaları Anbarçayı, Kuruçay, Pamukçayı ve Hazroçayı, Batman ve Garzan sularının yanı sıra güneyden ve Mardin eşiğinden inen sel yatakları, Göksu ve Savur Çayı, yine ıran’dan gelen Piyale Nehri ile birleşir. Bu akarsuların debisi Dicle’nin debisinden az (küçük) olduğu için aynı isimle Dicle’ye katılır.
C- Birleşen iki akarsudan biri güzergâhına katıldığı nehrin adını alır ve yoluna devam eder. Yani birleşen iki akarsudan hangisi diğerinin güzergâhına giriyorsa onun ismini alır.
Örnek:
Zorava çayını bilenler bilir. Eruh yöresinden gelen bu çılgın ve asi çay sırf 110 derecelik bir açıyla Botan’ın güzergâhına giriyor diye isminden vazgeçer ve Botan ismini alır.
GELELıM BAHTSIZLIğIN GEREKÇELERıNE…
(1) Botan ve Dicle birleştikten sonra ayrı bir isimle değil, Dicle ismiyle yollarına devam ederler. Diyeceksiniz ki sorun ne? Asıl sorun burada başlıyor. Çünkü Botan’ın debisi Diclenin debisinden daha yüksektir.
Bkz: DSı ana sayfası.
ILISU BARAJI VE HES ÇEVRESEL ETKı DEğERLENDıRMESı RAPORU:
Botan Çayı’nın 4’500 Mm3’e ulaşan ortalama yıllık akımı, tek başına, Dicle Nehri’nin Diyarbakır’daki akımının 9 katı kadardır. (Sayfa 23)
http://www.designconsult.com/ilisu/themes/blue_style/images/force-download.php?file=./umwelt/pdf2/0 1_table_of_contents.pdf
(2) Dicle, Raman dağının güney eteklerinde dar boğazlardan geçerek Botan Suyu ile birleşerek onun doğrultusunda 95 derecelik bir açıyla güneye döner.
Bkz: Vikipedi:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Dicle

Daha misal verecektim. Ama Basra körfezine kadar ismiyle yürümesi gereken Botan’ın bahtsızlığına bu kadar örnek yeter sanırım.
Bir de halk bilgesi Aliyê Xıyerti’den bir söz aktarayım; Botan eşinin soyadını alan bir erkektir demişti de çok hoşuma gitmişti.
Hadi sağlıcakla…

YORUM EKLE

Yorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!

ARKADAŞINA GÖNDER

Yorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!


Bu köse yazisi 1734 defa okundu.

Onaylanmış Yorumlar

(Not: Yazdığınız yorumlar yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra yayına girer)

Tarih: 2008-11-27 15:01:52
Puanim:
bu yazıdan sonra... Ben botanda yüzmekten çok korkardım. ama gelip yüzeceğim. beni koynuna alsa sevineceğim.

Tarih: 2008-11-26 21:46:39
Puanim:
Bu yazıyı yazıcıdan çıktı aldım. Yazın Botan'a geldiğimde önce yazıyı okuyacağım ardından Botan vadisine bu yazının ışığında bakacağım... Orhan

Tarih: 2008-11-24 15:51:17
Puanim:
Canım benim, canım benim... Botan kadar çılgın, Botan kadar asi, Botan kadar çirkin ve Botan kadar güzelsin. Seni seviyorum. ....."O".....

Tarih: 2008-11-23 16:04:06
Puanim:
SLM YAVUZ ABı BEN SııRTLı OLDUğUM HALDE SııRTÇE ÜYE CAMıASINA YENı KATILDIM. GERÇEKTEN ENFES BıR YAZI OLMUş OKURKEN AğZIM AÇIK KALDI O DERECE GÜZEL ANLATMIşSINIZ Kı ISPARTADAN DERSLERı BIRAKIP BOTAN IN KENARINA GELıP ÇAY ıÇMEK ıSTEDıM BıRDEN ABı ÇOK SAğOL BU GÜZEL YAZI ıÇıN SAYGILAR BOTANIN ASı ÇOCUğUYUM SENı VE SııRTÇE CAMıASINI BOTANIN ASı VE HIRÇIN AKIşIYLA SELAMLIYORUM...ıYı ÇALIşMALAR

Tarih: 2008-11-23 01:45:04
Puanim:
Enfes bir yazı olmuş Yavuz Bey. ınanın son paragrafa gelince keşke bitmeseydi diye üzüldüm. Saygılar... Tamer Çelik

Tarih: 2008-11-21 17:08:37
Puanim:
gene döktürmüşün dostum. botan bu kadar şairane anlatılmamıştır diye düşünüyorum.emeğine yüreğine sağlık. hiçbişeye de kafanı takma dostum su akar yatağını bulur. sevgiyle dostlukla. selami.

Tarih: 2008-11-21 16:26:37
Puanim:
Yahu Yavuz ağabey… Çok güzel yazıyorsun ama… Yarın o çok sevdiğin Ermeni şarkıcı ılda Simonıan Siirt’e gelse, Veya Süryani halk sanatçısı Bedri Ayseli veya Coşkun Sabah gelse, Veya Kürt ozanlardan şivan Perwer veya Rojin gelse, Veya Türk ozan Musa Eroğlu, veya Alevi ozan Arif Sağ… Hatta O çılgın çocuk, öldüğü gün hüngür hüngür ağladığın Lazoğlu Kazım Koyuncu mezardan kalkıp Siirt’e gelse çay içirecek paran yok. Abi… Kolların büyük ama tüm bu halkları kucaklayacak kadar değil. Tamam, her dilde küfretmesini, dua etmesini ve iltifat etmesini biliyorsun ama yetmiyor. Sen oğluna borca sigara alıyorsun biliyorum. Yine de olsun. Al bir gün Yıldız ablayı, çocukları, Botan’ın kıyısına gidelim, rakılar benden. SENı SEVıYORUM… Yine de yazmaya devam et. Ha! Az ömrün kaldı diyen o göğüs doktoruna da inanma… ıNAN Kı SENı SEVıYORUZ… Sen yazmaya devam et!..

Tarih: 2008-11-20 13:28:12
Puanim:
nefis bir çalışma. elinize sağlık yavuz ağabey. kutlarım ve yeni yazıları beklerim.

Tarih: 2008-11-20 10:43:24
Puanim:
deste te sax be bıra.

Tarih: 2008-11-20 07:26:32
Puanim:
geçen yazınızla bu yazınını teması aynı olmuş bir tekrar yapmışsınız bu yüzden bu yazıyı tutmadım kusura bakmayın yavuz bey iyi çalışmalar SADETTıN

Tarih: 2008-11-20 01:53:19
Puanim:
Ey botan sevgiLı yarim ,koynunda ölmek varsa bekle yarın geleceğim...

Tarih: 2008-11-20 01:40:03
Puanim:
Botan bile kendini bu kadar iyi tanımıyordur.Kıyısında çay içtiğimiz'Her yıl bir can alır ,Rabbim gazabından koru' dediğimiz korkuyla,öfkeyle ve daha çok sevgiyle yüzyıllardır bağrımıza bastığımız bahtı,toprağı kara şehrimizin tek penceresi Botan, sana selam olsun!

Tarih: 2008-11-19 23:10:50
Puanim:
ben bir botan sevdalısı olarak size çok teşekkür ederim. Gerçekten güzel tanımlamışsınız, elinize yüreğinize sağlık.

Tarih: 2008-11-19 22:41:08
Puanim:
Hadi ilk yorum benden olsun. Bu fotoğrafın sağındaki çocuk benim oğlum, (namı diğer "oğlum benim" Serdar'dır.) Öndeki Türkiyenin en ünlü fotoğraf sanatçılarından Emre ıkizler hocamız, Fotoğrafı çeken ise yine adam gibi adam, dostumuz, hocamız, pirimiz, arkadaşımız Faruk Akbaş'tır. Emeğe saygı olsun diye yazıyorum. Bu fotoğraf Siirt Barosunun 1. fotoğraf yarışmasının eğitim çalışmalarında çekildi. M. Yavuz Arıtürk
Yazarın Arşivi
Berxê Delal, Kınalı Kuzu
Kürd Açılımı ve Gard Almak
O gün
Nush ıle Uslanmama Hakkı
Seçim mi? Üç Oğlum var benim!
Çocuklar Gördüm Ağlıyorlardı
Son Sözler
Linç Kültürü ve ısa Peygamber
Güce Tapmanın ilkel mantığı
Ben özür diliyorum, ama...
Ben öleyim ücralarda, Ey şehir ulemâsı...
Botan, Botan Sevgilim...
Bir kardeşlik öyküsü