İki Dil Bir Bavul
2010-02-17
İki Dil Bir Bavul.
2009 yapımı bir film.
Nefes filmini tartıştığımız günlerde, sessiz sedasız girdi vizyona.
Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın ortak yönetmenliğiyle çekilmiş.
Film bildiğimiz ama sinemada görmediğimiz bir senaryoyu işliyor.
Türkçe bilmeyen öğrenciler ile Kürtçe bilmeyen öğretmenlerin ilk karşılaşmalarını.
Film’i pek başarılı bulamadım, bu kadar sağlam bir konuyla, senaryo daha da süslendirilebilirdi.
Ama film, gerek ülkemiz gerekse de dışardan olumlu tepkiler ve onlarca ödül aldı.
Son olarak ta Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından bir ödül aldı.
Müziği olmayan filme “
En iyi müzik” ödülünü veren bakanlığa “
En komik Ödül Verme Ödülü”nü vermek gerekir
Film oyuncularının çoğu amatör çocuk oyuncular.
Ama hiç çaktırmıyorlar amatörlüklerini.
Belki de rol yapma gereği duymadıklarından, yaşamlarının doğal bir parçasını kameralar önünde gerçekleştirdiklerinden bu kadar başarılı oynuyorlar.
Yaşam dediğimiz, senaryosunu bilmediğimiz ve suflör kullanamadığımız bir film değil mi?
İki Dil Bir Bavul bu açıdan bir doğallığa sahip.
Belki de filmden çok belgeseldir.
Filmi izlerken ben de Kurtalan’a döndüm.
Atatürk İlköğretim Okulu’na..
Birinci sınıftayım ve tek kelime Türkçe bilmiyorum.
Okul’un çocuk zihnimizce en önemli özelliği ayakkabılarımızı çıkarmadan girebildiğimiz bir yer olmasıydı.
Bir de '
makarna' gibi bir şey olduğunu sandığımız karne dağıtmalarıydı.
Kurtalan öyle büyük bir yer değildi.
Sınıfa girer girmez birçok arkadaşınızla aynı sınıfa düştüğünü fark edersiniz.
Bitti sanırdınız bu ilk defa girdiğiniz ortamın yabancılığı ve yanaşırdınız arkadaşlarınıza.
Sonra buğday tenli, bir adam girerdi içeri.
Pek umursamazsınız kendisini de korkak gözlerle bakarsınız.
"
Yerlerinize oturun çocuklar"
"
???"
"
Rûnê lawo rûnê"
İşte o an anlarsınız işinizin ne zor olduğunu.
Karşınızdaki adam’ın işinin zorluğundan bîhaber…
Roller değişirdi kimi zaman..
Öğretmen, öğrenci olur, öğrenci öğretmen.
Öğretmen size alfabeden evvel Türkçe öğretmeye çalışır.
Siz de daha 7 yaşındayken başlarsınız öğretmenliğe; öğretmeninize Kürtçe öğretmeye…
Bir de her sabah '
andımız' diye bir şey okuturlardı.
Bilmediğiniz bir dilde farkında olmadan yemin ettirilirdiniz.
Pek severdik o andı okumayı.
Arkadaşlarımız arasında yarışma yapardık; “
kim daha iyi ezberlemiş” diye.
Ama her sabah karşı çıktığımız bir şey vardı.
"
Ey büyük Atatürk" sözünü '
En büyük' olarak anlar ve kabul edemezdik.
'En büyük' olan Allah’tan başkası olamazdı zira!
Her sabah “
En büyük Allah” diye bağırmamız o sebeptendi…
Yarım yamalak Türkçe’yi öğrenip okuma yazmayı söktükten sonra İstanbula taşındık.
İkinci sınıftaydım.
Anlamıştım ki bugüne kadar öğrendiğim Türkçe, '
okyanusta bir damla'ydı sadece!
Yine de şanslı bir tesadüf sonucu buradaki öğretmenim aslen Arap olan bir Kurtalan’lı çıkmıştı.
Kendisi halen yaşıyor mu bilmem ama eğer yaşıyorsa elini öpmek isterim
Aydın Bedük hocamın.
Eğer başka bir hoca olsaydı ya okulu bırakırdım ya da okuldan atılırdım.
Her gün şivemle dalga geçerlerdi.
Ben de her gün kavga ederdim.
Çok kötü küfürler savururdum da anlamını bilmezdim.
Hocamız hep: "
Ne yapsın, üç kişi çullanmışsınız üstüne, küfür etmekten başka ne yapsın ki?" derdi.
Türkçe dersinde bize okuma parçaları yazdırırdı hocamız.
Bir gün anneme sordum.
"
Anne, virgül ne demek?"
"
Ne virgülü?"
Çıkardım defterimi anneme gösterdim.
"
Oğlum virgül bir işarettir, virgül diye yazmayacaksın…"
Gözyaşları…
Yaşanan ve yaşanmakta olan bunca acıların ardından birileri çıktı ve bavulunu toplayıp "
Biz ayrılmak istiyoruz" dediler. Ama kabul edilmedi, edilemezdi de…
Acılar kat be kat arttı. Yok sayılanlar ve var sayılanlar girdiler bir kör dövüşüne ve birbirlerini yok edebilmenin derdine düştüler.
Sonra bavullarını toplayanlar geri gelmek istediler, "
Biz vazgeçtik; ayrılmak istemiyoruz, ama bu bavulda bizim de dilimiz olsun, bizim de kültürümüz olsun. Bavulun üstünde bize de ait olduğu yazsın" dediler…
Kabul edilmiyor, ama edilebilir!
İki Dil Bir Bavul’a '
en iyi müzik' ödülünü veren bakanlık, bavulunu koltuğunun altına sıkıştırıp dönmek isteyen bu '
yaramaz çocuklar'ın talepleriyle ilgilense daha iyi olmaz mı?
Hiçbir öğretmenin ve hiçbir öğrencinin bu senaryoyu oynamak zorunda kalmaması dileğiyle…
Aydın Bedük hocama saygılarla…
YORUM EKLEYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
ARKADAŞINA GÖNDERYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
Bu köse yazisi 356 defa okundu.