Korsan masalları ve Emperyalizmin yeni tezgahları
2009-03-21
Türkiye’de herkesin seçimlerle yatıp kalktığı ve
gündemin neredeyse tümüyle seçimlere kilitlendiği günlerde Somali’den bahsetmek garip kaçabilir.
“Somali’de neler oluyor?” sorusu, muhtemelen “Bu da nereden çıktı?” şeklinde bir
tepkiyle karşılanabilir. Ancak yine de Somali’de dikkat etmemiz gereken şeyler oluyor.
Gazetelerde bir süredir Somalili korsanların kaçırdığı gemilerle ilgili
“ufacık” haberleri okuyorduk. “Gemi kaçırma” olayları süreklilik kazanınca,
“Korsanlar mı?” dedik içimizden. Sahi korsanlar, kapitalizmin ilkel birikim çağı sonrası, sömürgeciliğin
“ticaret” adı altında deniz aşırı seyir izlediği dönemlerde kalmamış mıydı? Çocukluk günlerimizdeki
hayallerimizde o maceracı ve sevimli korsanlar da vardı ve belki de filmlerden çıkıp gelmişlerdi. Ama kesinlikle günümüze
ait değillerdi. ılk çağrışımlar bunlardı, ama haberlerin devamı geldi. “Korsanlar”, sadece geçtiğimiz yıl 69
saldırı gerçekleştirmişlerdi ve 2009’da da bu rakam artmaya devam etti. Basından yansıyan haberlere göre
çizilen genel tablo; korsanların Aden Körfezi’ni ablukaya aldığı, gemilere saldırarak rehin aldıkları
yönündeydi.
Bu “hikâye”nin
ardında ne var sahiden? Ne varsa, önemli bir şey olduğu ortada. Öyle ki; ıngiltere’nin önderliğinde bir Avrupa
Birliği donanması oluşturuluyor ve “Atlanta Operasyonu” adı altında tam bir yıl sürecek bir harekât
başlatılıyor. Ve Türk ordusu da 17 şubat’ta, millet seçimlerle yatıp kalkarken, sessiz sedasız, bir firkateynlik
gücünü Marmaris’ten Aden’e doğru yola çıkarıyor. Garip ama Meclis, 7 şubat’ta çıkardığı Somali
tezkeresinde gönderilecek gücün görev tanımını “Aden körfezi’nde deniz ticaretinin sürekliliğinin
sağlanması ve buna tehdit olabilecek her unsuru bertaraf etmek” olarak tanımlıyor. Kimse çıkıp da,
“Bizim Aden Körfezinde ne işimiz var?” diye sormuyor. Tam olarak neyin tezgâhlandığını muhtemelen bu
yıl içinde netçe göreceğimiz emperyalist kuşatmadan kırıntı toplayabilmek için, bir millet çocuklarını gıkını bile çıkarmadan
Somali’ye gönderebiliyor. “Çocuklar siz Somali’ye gidiverin. Biz şimdilerde seçimlerle
meşgulüz” deniyor adeta. Toplumsal muhalefet güçleri de konuya gereken önemi vermiyor. “Onlar yapar,
biz konuşuruz” mantığıyla her şey olup bittikten, ısıtılıp pişirildikten sonra protesto etmek neye yarar gerçekten?
Emperyalistlerin istediği tam da bu değil mi? Herkes kendisiyle meşgul olsun, kendi çok mühim “ulusal”
sınırlarından kafasını bile uzatıp yanı başındakine bakamasın, her şey o kadar lokal olsun ki, yap-boz’un bütününü
kimse göremesin! “Küreselleşmiş” dünyada işler böyle yürüyor. Böylece biz son derece
“yerel”, onlarsa son derece “küresel” bir meydanda top koşturup duruyoruz. Sonuçta öyle
başarılı bir şekilde planlarını uyguluyorlar ki, “Barış Gücü” adı altında yeni sömürgeleştirme hesaplarını
bize akıl almaz derecede ustalıkla yutturmuş oluyorlar.
1992’deki ABD müdahalesinden sonra, Somali’yi yeniden dünya gündemine
getiren “korsanlık” olayları oldu. Korsanların gemi kaçırma ve fidye eylemleri yazılıp çizilirken, burjuva
kalemşörlerden hiçbiri Somali’de ABD müdahalesinden sonra yaşanan trajediden bahsetmiyor. Somali
nüfusunun dörtte üçü günlük 2 doların altında bir gelir elde ediyor. Balıkçılık halkın en önemli geçim kapısı durumunda.
Ancak ABD’nin müdahalesinden sonra yaşanan iç savaş, Avrupalı ve Asyalı ülkelerden gelen balıkçıların Somali
sularında kaçak avlanması kıtlığa yol açıyor. Sadece bu da değil, çokuluslu tekellerin zehirli atıklarını Somali kıyılarına
bırakması sonucunda yaşanan deniz kirliliği Somalili balıkçıları hızla yoksullaştırıyor. Eski balıkçılar, eski denizciler ve
işsizlerden, “korsanlar”a uzanan hikâye böyle başlıyor. şu anda bu ülkede bir “korsan
ekonomisi”nin oluştuğu söylenebilir. Ancak bunu söylemek yetmez. Somali’nin talan edilen ekonomisinden,
doğal zenginliklerinden, denizlerinden, hatta aç Afrika’dan, ölümün kol gezdiği bu topraklardaki büyük
çaresizlikten de söz etmek gerekir. Bunların sorumlusu kimdir gerçekten? Dünyayı derin bir dengesizliğe sürüklemiş
kapitalist uygarlık, dünyanın emperyalist patron devletleri değil midir bunun sorumlusu.
O yüzden kimse “korsan” masallarına inanmamızı beklemesin. şimdilik bildiğimiz tek şey,
Somali’nin yeniden emperyalist kıskaç altında olduğu ve bunun yeni kitlesel acılara yol açacağıdır. Aden Körfezi
gibi, dünya mal ve petrol ticaretinin yüzde 90’ından fazlasının yapıldığı stratejik bir geçitte Somali kıyıları o
bölgeye hâkim konumdayken ve yeni sömürgeleştirme hamleleri tezgâhlanırken, korsanları bahane etmek komik.
Türkiye’yi kitleler nezdinde Somali’nin geleneksel hamisi gibi göstererek Yeni Osmanlıcı çağrışımlara
yaslanmaya çalışmak ise bugünkü iktidarın askerle işbirliği içinde gerçek niyetini gösteriyor. O kadar aynılar ki, sadece
daha hevesliler belki…
YORUM EKLEYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
ARKADAŞINA GÖNDERYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
Bu köse yazisi 326 defa okundu.