Nasıl da dolu, nasıl da insanlık kokan; unutulmuş, yitirilmiş bir
kavram…
Bazı kelimeler var ki, onları daha ucuzlarıyla
değiştirememişiz, dilimizden yitip gitmekle kalmışlar bu yüzden. “Vefa”
gibi…
Bazı kelimeler var ki, yaşanmışlıkları
anlatırlar. Bir yüzleri acıdır bu yüzden, ama fark ediştir; güzeldir. “Vefa”
gibi…
Kelimeler var ki, tamamlanmışlığını sorgularlar
insanın. Hayatı önemsemeyi öğretirler. “Vefa” gibi…
“Vefa”, yokluğunda hatırlanan, varlığında ötelenen bir duygu. Bir borç değil, ama insana ait bir
değer… Sadakate değil, “insan”a götüren… ınsanı çoklaştıran, kalabalıklaştıran, hayatla ve
insanla buluşturan…
Çokça duyarız, günümüz insanının vefayı
unuttuğu, artık vefa duygusunun kalmadığı söylenir. Katılırız bu tespitlere. Kapitalizm insanları birer tüketici nesneye
dönüştürmüştür. Bireyselleştirip popüler kültürle teslim almıştır, insani duyguları köreltmiştir. Vesaire… Saatlerce
bunlar üzerine konuşabiliriz. Peki, biz ne kadar “vefa” duygusuna sahibiz? “Sıradan”
insanı sorgularken ve yargılarken, ne de olsa bir tür üst-insan olarak görüyoruz kendimizi, biz ne kadar vefalıyız? Ne
kadar çok unutmuşuz, aynanın karşısında gördüğümüz bir çift göz bunu haykırmayacak mı fırsat versek? Annelerimiz,
babalarımız bizleri severken, “Vefalıdır benim kızım, oğlum... Merhametlidir...” derlerdi. Küçümsüyoruz
şimdi vefayı da, merhameti de… Ama herkesten çok acıyoruz kendimize. O zaman “yalan” var bir
yerlerde. “Yalan”ın olduğu yerde vefa da yok, merhamet de…
Cezaevinden çıktığımda, on altı yaşımda bana “Önemlisin sen ve iyi bir devrimci olacaksın” güvenini
veren, işportacılık yaparak mücadeleye destek sunan, üşüyen elleriyle bize ısmarladığı çayı hiç unutmadığım bir
“abi”mi sormuştum. Kimisi “Yurt dışında olmalı” demişti, çoğu bilmiyordu nerede olduğunu.
Sonra onun surlarda yatıp kalktığını öğrendim. Utandım. Hala utanıyorum, çünkü o üşüyor... 78 kuşağı hep üşüyecek.
Bizimle onları kopartan “eski” yoldaşları da üşüyecekler hayatlarının sonuna dek. Çünkü
“vefa” duygusunu unuttular. Yoksunluk değildi tek neden, kapitalizm ya da şartlar değildi. Genel bir
“kurtuluş”un herkesi kurtaracağı sanıldı. Olmayınca, ellerini bıraktılar birbirlerinin. Bizim oralarda
“deli horon” vardır. Ne kadar yüksek bir hızda dönersen dön, elinden koptuğunda yanındakinin, savrulur
gidersin. Bir deli horon muydu mücadele, deli horonda el bırakılır mı?
Deli horon duruldu, şimdi deli halay var. Hatta daha yüksek hızda çekiliyor. Daha çok insan katılıyor deli halaya.
Savrulanlar daha az dikkat çekiyor belki bu yüzden. Düşenler daha az işliyor yüreklere. Ama aynı sorun burada da
geçerli değil mi? Cezaevinden çıkanlar, yani bizler mazgal önlerine “Mektup var mı?” diye koşmanın ne
demek olduğunu çok iyi bilirken, bir kart bile atmamış olanlarımız var şimdi. Onlara bir kart aldıklarında yüzlerce kez
teşekkür etmeyi öğrettik. “Hala bizi hatırlayanlar var…” diyorlar. Acı değil mi? “16 yıldır
ilk defa tanımadığım birinden bir mektup alıyorum.” diyenler var. Tanımak mı gerekirdi “yoldaş”
olmak için? Geri dönüp bakmamak üzerine kurulu “hayat”lar bir gün tökezlediğinde
“vefa”yı hatırlayacaklar. Ama gerçekten “geç” olmayacak mı
“hatırlamak” adına. Hangi yüksek mevkiler, hangi yüksek mevziler “unutmuş” olmanın
tesellisi ya da izahı olabilir ki?
Kendimizi 78 kuşağı gibi üşümeye terk
etmeyelim. Üşümek yalnızlıktandır. Geçenlerde çocuk gülüşlü bir arkadaşım, “Birbirimizi gördüğümüz her yer
cennettir bizim için...” demişti. ıçerisi de cennetti birlikteyken. Öyleyse üşütmeyelim
birbirimizi. Üşümeyi kültürleştirmeyelim. Örneğin evlerde toplanıp kitaplar okuyalım eskisi gibi. Arkadaşlarımıza el işi
kâğıtlarından kartlar yapalım. Birlikte “Bahçe duvarından astım”ı söyleyelim, ne zamandır söylememişiz.
şaşırtalım kendimizi biraz. Birbirimizin gözlerine bakalım.
Hale abla.. Taylan Özgür’ün ablasının selamı başımız gözümüz üstüne… Sen de… Sen de
geldin ya… Deli horon… Deli halay durmaz artık…
YORUM EKLEYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
ARKADAŞINA GÖNDERYorumlarınız bizim için değerlidir. Siz de bu yazı ile ilgili yorumunuzu yazın!
Bu köse yazisi 435 defa okundu.