İsmail Beşikçi: Kürtler Özerklik İstemiyor

Röportajın 26 Ocak tarihli bölümü, Taraf tarafından, “Kürtler özerklik’ istemiyor” başlığıyla verildi. Bu başlık gazetenin birinci sayfasında manşette yer aldı. Adil Gür’ün bu konudaki ifadesi şöyle: “A ve G yeni anketine göre, Kürtlerin % 79’u, DTP’lilerin % 64’ü kendi meclisi, polisi olan bir otonomi istemiyor.”
“Güneydoğu ‘da, kendi meclisi, polisi, memuru olan bir Kürt
bölgesine izin verilmesine de sadece halkın % 10’u ‘evet’ diyor, % 90’ı
‘hayır’ diyor. Hatta Kürtlerin % 79’u, DTP’liilerin % 64’ü otonomiye
‘hayır’ diyor.
A ve G anketinin bu bulgularıyla ilgili bazı düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.
“Kendi memuru, polisi, meclisi olan bir yönetim, bir otonomi
istemiyorum” demek, bugünkü yönetimden, güvenlik güçlerinden, polisten,
jandarmadan, JİTEM’den çok memnunum demektir. “Kendi memuru, polisi,
meclisi olan bir yönetim, bir otonomi istemiyorum” demek, Kürtçe’yi
yasaklayan, çocuklara Kürtçe isimler vermeyi hala engellemeye çalışan
bir yönetimden çok memnunum demektir. “Ben özerklik istemiyorum”
demek, Kürt bölgelerinde, parklara, bahçelere, kamu binalarına, Kürt
şairlerinin, Kürt yurtseverlerinin isimlerini verilmesine engel olan
bugünkü yönetimden memnunum demektir.
Kasım 2009 sonlarında başlayan, bugün de (Ocak 2010) devam eden,
KCK operasyonunda Kürt belediye başkanlarının, Kürt sanatçıların,
aydınların nasıl kelepçelenip tek sıra bir dizi halinde mahkemelere
getirildiği herkesin bilgisi dâhilindedir. Bugüne kadar Kürt aydınları,
yurtseverleri büyük kitleler halinde gözaltına alınıp tutuklanıyorlar.
Bu şekilde 850’ye yakın Politikacı, sanatçı, aydın, tutuklandı.
Herhangi bir Kürt’ün bu görüntülerden memnun olduğu söylenebilir mi?
“Biz özerklik istemiyoruz” demek, "köyleri yakan-yıkan,
milyonlarca Kürt’ü yerinden yurdundan eden, temel geçim kaynaklarını
tahrip eden yönetimden pek memnunuz” demektir.
“Özerklik istemiyoruz” demek, Kürtçe eğitimi yasaklayan yönetimden memnunuz demektir.
Kürtler şüphesiz bu yönetimden, bu yönetim anlayışından memnun
değil. Çağın evrensel değerlerine kavuşmak için, yoğun, fedakâr bir
mücadele yürütüyor.
Özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet, barış, düşün özgürlüğü,
baskıya karşı mücadele, gibi değerler çağın evrensel değerleridir.
Kürtler de bu değerlerin oluşturduğu bir ortamda yaşayabilmek için çok
yoğun, çok yaygın bir mücadele içindeler… 29 Mart 2009 yerel
seçimlerinde, Demokratik Toplum Partisi’nin gösterdiği başarı,
Kürdistan coğrafyasında yüze yakın belediyede iktidar sahibi olması bu
mücadelenin önemli bir sonucudur. Diyarbakır, Batman, Van, Hakkâri,
Şırnak, Siirt, Dersim, Iğdır gibi iller yanında, nüfusu 50 binin
üstünde olan, bazıları yüz bini de aşan, Yüksekova, Nusaybin,
Kızıltepe, Malazgirt, Doğubeyazıt, Viranşehir, Patnos, Tatvan, Silvan,
Cizre, Silopi gibi şehirlerde DTP büyük bir başarı göstermiştir.
Buralarda belediye başkanlarının, parklara ve bahçelere, bazı kumu
binalarına, Kürt yurtseverlerinin, şairlerinin isimlerini vermeleri
valilikler ve kaymakamlıklar tarafından nasıl engellendiği
bilinmektedir. Yine bunun gibi, halkın, çocuklara Kürtçe isimler
vermeleri, Kürt alfabesindeki Q,X,W,Ê harflerinden dolayı hala
sorunlarla doludur. Bu konularda da büyük bir engel vardır.
Çeşitli anketler, Türklerin Kürtlere ilişkin algılarını saptamak
için sorular soruyor. Bu noktada önemli bir duruma işaret etmek
gerekir. Türk halkının Kürtlerle ilgili düşüncelerini, algılarını
belirleyen devletin kendisidir. Devlet, Kürtlere ilgili olarak ne
düşünüyorsa Türk halkı da genel olarak bunları düşünüyor. Cumhuriyet
tarihi boyunca bu böyledir. Son 25 yıllık Kürt savaşı sırasında, bu
durum daha da kemikleşmiştir. Devletin, Kürtlerle, Kürtçeyle ilgili
düşüncesinin, algısının hiç olumlu olmadığı bilinen bir gerçekliktir.
Eşkıya, şaki, haydut, gerici, irticacı, müfteri, çapulcu gibi
sözcükler kimler için kullanılıyor? “Bir avuç eşkıya”, “üç-beş
çapulcu” sözleri kimleri işaret ediyor? Cumhuriyet tarihi
boyunca, tedip, tenkil, temdin, taqtil, tehcir, temsil, tasfiye
kavramları kimler için kullanıldı? Tedip edilecekler (terbiye
edilecekler), tenkil edilecekler (cezalandırılacaklar), taqtille
karşılaşacaklar (katledilecekler), tehcir edilecekler
(yerinden-yurdundan edilecekler), temsil edilecekler, (asile
edilecekler, eritilecekler), temdin edilecekler
(medenileştirilecekler), tasfiye edilecekler (yok edilecekler) gibi
kavramlar, deyimler kimleri anlatıyordu? Cumhuriyet tarihi boyunca,
devletin Kürtlerle, Kürtlükle ilgili olarak kullandığı kavramlar,
deyimler bunlardır. Türk halkının, Kürtlere, Kürtlüğe ilişkin
duygularının düşüncelerini belirleyen, yönlendiren bu sözcükler, bu
deyimlerdir. Kürtler için, Kürtçe için çok yoğun bir aşağılama, horlama
yapıldığı da bilinmektedir. Kuyruklu Kürt, aşiret, ilkel yaşam, Kütçe
dil değil, üç-eş kelimesi bile yok., yazı dili hiç değil…sık sık
kullanılan deyimler oluyor. Bu anti-Kürt propaganda da Türk basını
devletin yanındadır. Türk basınını bu yolda çok önemli bir rol
üstlendiği besbellidir. Kamu yönetiminin yanında, üniversite, yargı
gibi devletin temel kurumlarının, eğitim öğretim kurumlarının, sivil
toplum kurumlarının da devletin bu tutumunun yanında yer aldığı, bu
temel kurumların anti-Kürt propaganda da çok önemli halkalar oldukları
biliniyor.
A ve A Yöneticisi Adil Gür, “Kürtler özerklik falan istemiyor,
Kürtler için özerklik isteyen beyaz Türklerdir” diyor. Yukarıda kısaca
belirtilen ilişkiler ışığında, bu saptamanın çok abartılı, kuşkulu
olduğu söylenebilir. Türkiye’nin batısında, orta kesimlerinde pek çok
Kürt vardır. Bunlar daha çok işsiz kategorisindedir veya Verso
Araştırma Şirketi yöneticisi Erhan Göksel’in belirttiği gibi inşaat,
tekstil, gıda gibi sektörlerde çalışmaktadır. Veya fındık toplama,
pamuk toplama, çapalama, bahçe sulama gibi işlerde, mevsimlik işçi
olarak çalışan insanlardır. Bunlar geçimlerini çok zor temin eden
kitlelerdir. Devletin anti-Kürt propagandası karşısında, Türk
halkı, zaman zaman kendi bölgesinde, zorluklar içinde yaşayan, hayata
tutunmaya çalışan Kürtlere belki acıyabilir. Fakat siyaseten Kürtlerle
eşit olmayı katiyen kabul etmez. Kamu yönetiminde, devlet
bürokrasisinde, hüviyetlerinde Türk yazıldığı için, Türk kabul
edildikleri için görev alanlar olabilir. Bunlar da zaten Kürtlüklerin
gizliyorlar ve Kürtler için hiçbir şey istemiyorlar. Kamu yönetiminde
veya devlet bürokrasisinde Kürt olarak görev almış, Kürtlerin
demokratik haklarını savunan, bunun için mücadele eden bir bürokrat
olduğu kanısında değilim. Değil kamu yönetimi veya devlet bürokrasisi,
Adalet ve Kalkınma Partisi’nde olduğu durmadan vurgulanan 75
milletvekilinden, Kürtleri için hak hukuk isteyen var mı? Kürt
oldukları söylenen bu 75 milletvekilinden, TBMM’de, kamuoyu önünde,
Kürt sorunu konusunda konuşan var m?ı
Kürtlerin bu yönetimden, bu yönetim anlayışından çok memnun
olduğunu, özgürlük, özerklik istemediğini varsayalım. O zaman,
özgürlüğün, özerkliğin, kendi kendini yönetimin çok iyi bir şey
olduğunu anlatmak, göstermek gerekmez mi? Bu köleci anlayıştan
yararlanıp, onlar üzerine köleci ilişkiler sürdürmek sağlıklı bir tutum
mudur? Saddam Hüseyin rejiminin ve Kürdistan Bölgesel Yönetiminin,
Kürtlere yaklaşım aynı mıdır?
“Kürtler ‘özerklik’ istemiyor” diyerek, bir müjde gibi, bunu
Genelkurmay’a duyurmaya çalışan Taraf Gazetesi’nin tutumu bu bakımdan
sağlıklı değildir. Taraf Gazetesi, iki yılı aşkın bir zamandır, çok
büyük bir basın hizmeti vermektedir. Ergenekon soruşturmaları, davaları
sürecinde yayımladığı belgelerle, orduda, karargâhlarda hazırlanan
darbe planlarının deşifre edilmesinde, çok büyüt bir hizmeti vardır.
Bunun, Türk demokrasisinin gelişmesinde önemli bir işlevi olacağı
açıktır. Taraf’ın Kürtlere ilişkin yaklaşımında da olumluluklar vardır.
Fakat, Taraf’ın Kürt sorununa ilişkin tutumu, genel olarak, eleştirdiği
bürokrasinin tutumundan çok da farklı değildir. Taraf, Kürt sorununun
temeline hiç değinmeden, “eşitlik içinde, kardeşlik içinde, demokrasi
içinde sorun çözülür” diyor. Fakat eşitliğin, kardeşliğin, demokrasinin
şimdiye kadar neden kurulamadığı konusuna da bakmak gerekmez mi? Bu,
sorunun temel dinamiklerini dikkate alan bir analizi gerektirmiyor mu?
Diyelim Kürtler, “özerklik istemiyoruz” diyorlar. O zaman,
Kürtleri eleştirmek gerekmez mi? Dünyada herkes kendi kendini
yönetmenin mücadelesini verirken, Kürtlerin, “bizi ille de başkaları
yönetsin. Kardeşimiz yönetsin” demelerini eleştirmek gerekmez mi? A ve
G Araştırma Şirketi’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde benzer bir
araştırma yaptığını düşünelim. Orada yaşayan Türkler de “özerklik
istemiyoruz” derler mi? Türk basını bunu, müjde gibi, egemenlere
duyurur mu? Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Türkler, bırakın özerkliği,
federasyonu, bağımsızlık istiyorlar. Fiili olarak varolan devletin,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, uluslar arası kurumlar tarafından,
devletler tarafından tanınmasını istiyorlar. Kuzey Kıbrıs’ta diyelim
200 bin Türk yaşıyor. Kuzey Kıbrıs’ta 200 bin Türk bağımsızlık
isterken, 20 milyonu aşkın Kürtlerin “özerklik istemiyoruz” demeleri
eleştirilmesi gereken bir anlayış değil midir? Güney Kürdistan’ı
düşünelim. Oradaki Kürtlerin, “özerklik falan istemiyoruz, Saddam
Hüseyin yönetiminden, Kimyasal Ali’nin operasyonlarında çok memnunuz”
demeleri hoş bir şey mi? Kürtlere, Kürt sorununa yaklaşım da Saddam
Hüseyin yönetimiyle Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni aynı kefeye koymak
mümkün müdür?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İsrail karşısında Filistinli
Araplara yoğun bir destek vermektedir. Filistinli Araplar Batı Şeria’da
ve Gazze’de bağımsız bir Filistin devleti kurulması için mücadele
etmektedir. Bu elbette onların çok doğal bir hakkıdır. Başbakan Erdoğan
da bu süreci uluslar arası kurumlarda, Araplarla ikili ilişkilerinde
aktif olarak desteklemektedir. Türkiye’de Kürtlere, Kürt sorununa
baskı, zulüm yoğun bir şekilde sürerken, polise taş attılar diye bini
aşkın Kürt çocuk cezaevlerine konulurken Başbakanın Filistinli Araplara
desteğinin ciddi bir değeri ve işlevi yoktur. Binin üzerinde Kürt çocuk
cezaevindeyken barış ve kardeşlik projesi, milli birlik projesi nasıl
yaşam bulur? Kendi evinin önünü temizlemeyen bir kişinin, hergün,
komşularını, evlerinin önünü temizlemesi için uyarması sadece
tebessümle karşılanır. Bunu herhalde Hamas, Hizbullah, Filistin
Kurtuluş Örgütü, Arap dünyası, Müslümanlar, uluslararası kurumlar
anlıyordur.
Bu ilişkiler çerçevesinde Can Dündar’ın Şemdin Sakık’la yaptığı
röportajı da değerlendirmekte yarar vardır. Bu röportaj 19-21 Ocak 2010
tarihli Milliyet gazetelerinde yayımlandı. Şemdin Sakık PKK’de
başlıbaşına bir fenomendir. Teslimiyetçi duruşu dikkatle analiz
gerektiren bir durumdur. Şemdin Sakık ailesini ve örgütünü karalayaraki
suçlayarak prim kazanmaya çalışmaktadır. Aile içindeki bazı
çatışmalardan, çelişmelerden dolayı gerillaya katıldığını
vurgulamaktadır. Başkalarının gerillaya katılmalarında da bu dürtünün
önemli bir etken olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Gerillaya
katılımının Kürt sorunuyla, özgürlük duygusuyla hiç ilgisi olmadığını
anlatmaya özen göstermektedir. 20 sene dağlarda özgürlük mücadelesine
katılmış bir gerilla komutanının böylesine teslimiyetçi bir duruş
sergilemesi, irdelenmesi gereken aynı zamanda eleştirilmesi gereken
ilişkiler içermektedir. Can Dündar, Canlı Gazete tek başına demokrat
bir anlayışı temsil edebilir. Ama Kürt sorunu söz konusu olduğu zaman
bu tutumu demokratik bir anlayış çerçevesinde değerlendirmek mümkün
değildir. Şemdin Sakık’ın teslimiyetçi ilişkilerini gündeme getirmek,
bu ilişkileri yaygınlaştırmaya çalışmak, ancak resmi ideoloji
çerçevesinde değerlendirilebilecek bir süreçtir.
İsmail Beşikçi
Haberi Facebook'ta Paylaş
İsmail Beşikçi
2010-02-03 00:47:48 Siirtce.Net
450 defa okundu.
| FAHRETT?N TURANLI | 03.02.2010 Saat: 09:21 |
(Misafir) simdi degerli hocam besikçi,kürtlerin kafasini çok karistirdilar,onlari temsil iddiasinda olan partileri türkiyelesme diyor,biz sadece kültürel haklarimizi istiyoruz diyorsa anketten bu sonucun çikmasi çok normal degilmi sizce | |
| Sade Vatandas | 03.02.2010 Saat: 19:15 |
Gerçekleri gormek isteyenler okusun (Misafir) Degerli Aydinimiz ?smail besikçi'nin yazilarini okuyunca ufkum genisliyor. Olaylar daha farkli bakabiliyorum. ?smail Besikçi Hocanin yazilarini lütfen boyle sik sik yayinlayin. Gerçekten kendimi baskalasmis hissediyorum... Taraf'in + A&G'nin ve Can Dündar gibilerin soz konusu kürtler olunca nasil kaypak davrandiklarini gorüyoruz malesef... Zamanlama tasadüffü degildir. Tipki; Fethullahçilar ordu ile giristikleri iktidar mücadelesinde kendi tabanina ordu karsiti olmadigini aslinda bir iktidar kavgasi verdigini gostermek için STV'de "Tek Türkiye, olümsüz Kahramanlar" gibi dizileri yayinlayarak gostermektedir. Ya da Zaman Gaztesinin eski sayilarina bakinca degil oldürülen PKK'lilerin cesetlerini tekmeleyenleri haber yapmadk, ozgür Ülke/Gündem gazetelerinde çalisan simdi ulusalci olan Merdan Yanardag'in oldürülen bir PKK'linin cesedini panzere baglanip sürüklenmesini mansette tasinmasinda Fethullahçi Zaman Gaztesi tarafindan, "TSK'yi attigi mansetle zor durumda birakan adam" seklinde vermesi bunlarin vicdani olçülerini gostermektedir. Sn ?smail Besikçi Agabey'in bu yazisini gerçekten zevkle okudum. Hiç bitmesin istedim... ellerine yaglik ?smail bey, ellerine saglik Siirtce.Net yonetimi. Sizi takrar yayainda gormek hosumuza gitti. Haber gondermek istiyoruz; ama gonderemiyoruz. Bu sorunu lütfen halledin ve yorumlarin 10-20 dk içinde yayinlanmasi için biraz gayret edin... | |
| mirhat botan | 03.02.2010 Saat: 19:38 |
(Misafir) sayin besikçiyi ovmek benim gorevim degil yalniz onun insani durusunu takdir etmek benim duygusal bir gorevimdir diye düsünüyorum.çünkü bu ülkede bu kadar kisi menfaat yarisina girip insanligini unutmusken hele oktay vural vb kisiler bu bu zülüm yasayan insanlarin içinden çikmalarina ragmen bu kadar gayri insani durus sergiliyorken ismail besikçinin bu durusu insan daha da anlamli kiliyor. sn erdogan kendi dindasi olan bir milleti ezerken; menfaati icabi ezilen filistin halkini adeta sozcülügünü yapmaktadir. bu çeliskiler insanligin bittigini ve sadece çikarin var oldugunu gosterir. insanligin bu kadar asagilastigi bir donemde ismail besikçinin durusu takdire sayandir... | |
Siirt Haberleri
- Şeyh Said'e Saygı Göstermeden Açılım Olmaz
- Demokratik Özerklik Devlet Tanırsa Olur
- BDP'den “özerk yönetim” kararı!
- Sonbahar'da Seçim Olacak
- TDH, Tecavüz skandalını kınadı
- Bütün Türkiye Kürdistan, Diyarbakır Türkistan
- BDP'den CHP'ye 'Geçmiş Olsun'
- Sakık ile Arıtman'ın 'Faşist' Tartışması
- Saadet'in Gençleri Siirt'te Toplandı
- SON SEÇİM ANALİZİ

