|
Nergis Demirkaya: Anayasa Mutlaka Değişmeli
Nergis Demirkaya: Anayasa Mutlaka Değişmeli
internethaber yazalarından Nergis Demirkaya'nın son köşe yazısı..Osman Can…
Anayasa hukukçusu. Onu Venedik kriterlerini, AİHM kararlarını ve insan
hakları sözleşmesini dayanak gösterip AK Parti'nin kapatılmaması
yönünde görüş bildirdiği raporla tanıdık. Türban, DEHAP, TSİP
raporlarıyla da az konuşulmadı. Soros’çu, Fethullahçı olduğu
suçlamaları yapıldı. Kimi muhafazakâr ilan etti, kimi sosyalist. Ama o
hiç kategorilere sığmıyor. Aksine kendini, “Türkiye’nin ve dünyanın farklı mahallelerini dolaşıp bu mahallerdeki insanların kuyruklu olmadığını gören biri” olarak tanımlıyor. Çalıştığı masanın arkasında, ‘Adalet cennette, bizden alacağınız sadece bir karardır”
diye yazıyor. Bir İngiliz yargıcın adaletin ön anlayışlarla değil,
süreçlerle tesis edilebileceğini anlatan, dolayısıyla tam da laikliği
anlatan bu ifadesi, kimilerince “laikliğe aykırı düşüncelerin Anayasa
Mahkemesine kadar ulaşmışlığına” yorumlanıyor. Kurduğu Demokrat Yargı
ile yargının kutsallaştırılmasına savaş açıyor. Yıllardır içinde
bulunduğu yargı kurumlarını gözlemleyen ve bunun değişmesinin zorunlu
olduğunu söyleyen Can, “Yanlışlardan örülü tapınak-mağaralar
içinde yaşıyoruz. Dışarıdan haberimiz yok. Ama tapınaktakiler
dışarıdakiler hakkında adalet dağıttığını iddia ediyor. Burayı
kutsallaştırmayı bir tarafa bırakın. Olympos dağındaki tanrıların
adalet süreçleri bizi ilgilendirmez. Biz toplumsal adalet peşindeyiz” diyor.
27
Mayıs ve 12 Eylül ürünü yargı kurumlarının baştan sona yenilenmesi
gerektiğini savunan Can’la Türkiye’deki yargının durumunu, olası bir
Anayasa değişikliğinin koşullarını ve yargıda neler yapılması
gerektiğini konuştuk. Türkiye’de bir Anayasa değişikliği değil toplumun
farklı kesimlerinin mutlaka yer aldığı yeni bir Anayasa’nın yapılması
gerektiğini savunan Can, “Bu toplum kendi Anayasasını yapacak. Efendiler istese de istemeseler de bu toplum bu Anayasa’yı yapacak” diyor.

Can’ın buna engel olacaklara, bu koşullarda Anayasa değişirse kaos olur diyenlere de uyarıları var: Anayasa değiştirilmezse ardından da yeni bir Anayasa gelmezse bu toplum çok ciddi acılar yaşar.
- Osman Can kimdir? Ne yapmaya çalışıyor?
Osman
Can Türkiye’nin ve dünyanın bütün mahallelerini elinden geldiği kadar
dolaşmayı seven dolayısıyla bütün mahallelerdeki insanları tanıma
çabası içindeki biri. Bu mahalleleri dolaştığı için bu mahallelerde
kuyruklu insanlar olmadığını gören bir insan. Kimsenin kuyruğu
yok. Ne Ermeni’nin, ne Rum’un, ne Alevi’nin, ne Dindarın, ne de Kürt’ün
kuyruğu var. Yargıcın da askerin de kuyruğu yok. Bizim gibi insan hepsi. Hepimizin üzerinde uzlaşacağı bir geleceği inşa sürecini başlatmak gerek. Bunu korkulara feda edemeyiz. Ama
mağara içinde kalmaya devam edersek orada bir mumu aydınlık zannetmeye
başlarız. Oysa güneş dışarıda doğup dışarıda batıyor. Mağaradakiler
yalnızca gölgeleri görür.
DEVLET AJANI BENZETMESİ
- Peki tapınak-mağaradakilerin dünyası nasıl?
İzole
bir dünyaları vardır. Hukuk fakültesine girdikten sonra toplumdan bütün
bağlarını koparmaya başlıyorlar. Zor bir eğitim, ardından
hakimlik-savcılık sınavı. Kazanır kazanmaz, tanrısallaşmaya,
peygamber postunda kendilerini görmeye başlıyorlar. Onlara bu payeleri
veren devlet olduğundan, aynı devlet onların kişiliklerini oluşturmaya
başlıyor. Birer devlet ajanına dönüşüyorlar. Devlet-toplum
karşıtlığı içinde devleti temsil etme refleksi geliştiriyorlar. Bu
nedenle, tapınaktan dışarı çıkmaz, mahalleleri bilmezler genellikle…
ESKİ İLE YENİNİN AYRIŞMASI -Demokrat yargı süreci buna tepki olarak mı gelişti? Tabii
ki buna yönelik itirazlarla başladı. Sosyal duyarlılığa sahip yargıçlar
yargı içindeki hiyerarşiyi hukuk adına, toplumun adalet beklentisi
adına sorgulamaya başladılar. Bir “kalem kardeşliği” ortaya çıktı. Bu
arada Türkiye’de eski ile yeni arasında bir ayrışma süreci yaşanıyor.
Geleneksel hatlar dışında Türkiye’nin geleceğini “yeni”de bulan,
geleceğe bakan bir perspektif ayrışması da oluştu.
-YARSAV’la ayrışma böyle mi oldu? YARSAV’la
ayrışma da böyle, siyasal, hukuksal ve toplumsal gelişmeleri okuma
biçimlerimizde, bunları yorumlama ve değerlendirme yöntemimizde ayrışma
ortaya çıktı. Çünkü referanslarımız farklıydı. Bizim referanslarımız
geleceğe dönüktür. Hatıraları dışında tüketeceği hiçbir şeyi
kalmayanlar ve onların uzantılarıyla, yeni ve çağdaş dünyada hangi
saygın yeri edineceğiz endişesini taşıyan kuşakların farkını gördük.
Biz gelecek adına ortaya çıktık.
BU GERİLİM ORTAMINDA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NE KADAR MÜMKÜN? ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE KARŞI ÇIKAN MUHALEFET NE YAPIYOR?
İKTİDARLA İLGİSİ YOK ZAMANI GELDİ -Son 7 yılda her şeyi tartışmaya başladık. Bunun yargı da etkisi ne oldu?
Toplumsal çoğulcuğun en az yansıdığı bir yapı olduğundan, bu tartışmalardan en az etkilenen de yargı. Ama Türkiye
bir şeyleri tartışmaya ve sorgulamaya başlıyor. Böyle olması
birilerinin iktidar olup olmamasıyla ilgili değil. Koşulları
oluştuğundan değişim talebi ortaya çıkıyor. Her şey başka şekilde
olmayacağı için öyle olur.
DEĞİŞMEYEN SİYASETÇİ TARİHE KARIŞIR - Nedir sizce yaşanan değişim? Mal
ve hizmet dolaşımı hızlandı. Zaman hızlandı. Laikleşmeyi sağlayan da bu
zaten. 2500 metre yukarıdaki bir köyde Türk politikasını tartışma
imkanına sahibiz. Bu karmaşık toplum, modern toplum demek. Modern
toplumda bir siyasi parti ve o siyasi partinin tepesindeki kişinin bu
toplumu yönlendirme kontrol etmesi mümkün değildir. Bundan sonra eğer
ayakta kalmak istiyorlarsa, tarihe karışmak istemiyorlarsa
politikacıların yapabileceği tek bir şey var: Toplumsal politikayı
kendi politikalarının temeline yerleştirmek. Ben şu ideoloji
ile çıkıyorum, şu değeri savunuyorum, benim partim doğrudur devri
geçti. Doğruluğun yanlışın kriteri toplumsal onaydır.
İktidarı
ortaya çıkaran faktör toplumsal dinamiklerdir. Roller değişti artık. Bu
tarihi bir şeydir. Ankara’daki bürokratik veya sivil politik merkezler
bunu görmemeye çalışır ama dinamik farklılaştı.
DEĞİŞİKLİK YETMEZ YENİSİ GEREK -Bu siyasi gerilim ortamında bir Anayasa değişikliği ne kadar mümkün? Türkiye hukuk devleti değil. İskeletinin hukuk devleti veya hukukun üstünlüğü ile ilgisi yok. Yargıya, politikaya, askeriyeye ilişkin yapı normlarının hiçbiri ulusal irade ürünü değil. Bu trajik ve utanç verici bir şey. Yargıtay’ın Danıştay’ın, askeri yargının kanunlarına bakın altında 5 tane generalin imzası var.
Hukukun üstünlüğünden değil, darbeci iradelerin üstünlüğünden söz
edebiliriz. Adım atılmaması veya kısır çekişmeler bu ülkede neyi
koruyor, düşünmek gerekir. Anayasa değişikliği zorunluluktur. İkinci olarak yeni demokratik bir Anayasa yapmak zorunludur. Bir iki değişiklik yetmez. Yepyeni bir anayasa gerek. Bu toplumun bütün kesitlerini içine alan bir sürecin ürünü olmalıdır.
DEĞİŞİMİN ÖNÜNDE KİMSE DURAMAZ -Anayasa değişikliğinde Türkiye için doğru yöntem ne olabilir? Biz
siyasetçi değiliz ama bu Anayasa’nın batı standartları yönünde
değiştirilmesi tüm siyasetçilerin topluma karşı sorumluluğudur. Bu
kurucu meclisle olabileceği gibi, mevcut meclisin başlatacağı bir
inisiyatifle de olabilir. Hepsinin örnekleri vardır.
-CHP ve MHP’nin çok sert tepkileri var bu konuda. Çağdaş
demokrasiler standardını sağlayabilecek değişikliklere karşı çıkmak,
onların hangi siyasal pozisyonda olduğuna işaret eder. Bu pozisyonu ise
halk değerlendirecektir. Bu toplum kendi Anayasasını yapacak.
“Efendiler” istese de istemese de bu toplum bu Anayasa’yı yapacak. Bu
sosyal gelişim yasasının soncudur. Durdurmak mümkün değildir.
KARŞI ÇIKANLARI AN-LA-YA-MA-YIZ - 3-5 maddelik bir değişiklik hazırlığı var. Türbanla ilgili değişiklikten sonra umudunuz var mı süreçten? 2007’deki
yeni anayasa imkanının türbana kurban verilmesi çok talihsiz oldu. Bu
tarihi bir hataydı. Ama şimdi yargıya ilişkin ciddi bir reform sürecine
ihtiyaç var. Bu reform süreci hangi alana yönelik ve ne düzeyde başlatılırsa başlatılsın ciddiye almak gerekir. Kim yaparsa yapsın, yeter ki bu toplumun temsilcileri yapsın.
Ama biz Demokrat Yargı olarak Avrupa standartlarının korunup
korunmadığına, yapılış amacına uygun olup olmadığına bakar ve bunları
kamuoyu ile paylaşırız. Bu süreçte Avrupa standartlarına uygun bir değişiklik yapılmaya çalışıldığında buna karşı çıkmayı da biz an-la-ya-ma-ya-yız. Çünkü herkes kaybeder ve zaten kaybediyoruz! YARGI SİYASALLAŞTIRILMAYA MI ÇALIŞILIYOR? NASIL BİR YARGI SİSTEMİ OLMALI? AK PARTİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPABİLİR Mİ?
YARGI SİYASETTEN AYRILABİLİR Mİ?-Peki muhalefetin ‘yargı teslim alınacak, yargı siyasallaşacak’ endişelerini haksız mı buluyorsunuz?Devletin
yasama erki, seçimle, yürütme erki de bir bakıma doğrudan seçimle
oluşmaktadır. Çünkü siyasal parti programları yarışmakta, seçilen
partinin başkanı hükümeti kurmakla görevlendirilmektedir. Yani bunların
yetkiyi halktan aldıkları açıktır. Tamamen siyasetin ürünü olan
yasalara ve düzenleyici işlemlere göre yargılama yapan kişilerin “yargı
yetkisi”ni kullanabileceklerine kim karar veriyor? Halk nerde? Yok! Siyasal
toplum olan devletin üçüncü erki olan yargı, temel siyasetin bir
parçası. Yargıyı bu ilişkinin dışına çıkarmak, egemenliğin halka ait
olması gerektiği biçimindeki temel demokratik ilkeye aykırılık
oluşturmaktadır. Siz Avrupa’da böyle anlaşılabilecek bir talep dile
getirilirse “faşizmi getirme, Avrupa’yı 1945 öncesine çevirme”
tepkisiyle karşılaşılır.-Bahsedilen siyasallaşma partizanlaşma ama… Kişi
hangi siyasi ve sosyal ilişkiler içinde olursa olsun, yasal çerçeve
içinde hareket ettiği ve ideolojik ön anlayışlara esir olmadığı sürece,
tarafgirleşmeden söz edilemez. Yasal çerçeve en iyi testtir.
Yasa ve Anayasanın açık hükümlerine rağmen kararlar belirli bir
ideolojik doğrultuda çıkıyorsa, tarafgirleşmeyi başka yerde aramamak
gerekir. REFERANS AVRUPA ÖRNEKLERİ-Nasıl bir yeni yargı sistemi doğru olur?Tarihsel
deneyimlerle ortaya çıkmış Avrupa’da yöntemler var. Yargısal kurumlara
seçimlerde nitelikli çoğunluk her halükarda olmalı. Türkiye’de HSYK
kalmalı. Ama ikili meşruiyete sahip olmalı. Yargı toplum adına yetki kullanıyorsa, HSYK’nın bir kısmı toplum adına yetki kullananlar tarafından belirlenmelidir.
Bu parlamento tarafından gerçekleşir. Bu kurum yargıç ve savcılar
hakkında karar vereceği için o kurulun en az yarısı da hâkim ve
savcıların seçimleri ile belirlenmelidir. Bu yöntem, yargıyı yürütmeye
bağlı olmaktan da kurtarır.MAĞARADAN DIŞARI ÇIKILMALI- Böyle bir düzenleme yargıyı nasıl bir noktaya taşıyacak sizce?Yargıyı halka ait kılar. Tüm 1945 sonrası ülkelerde gözlemlendiği gibi… Kutsal mekanlarda tapınaklarda adalet dağıtılmaz. Adalet toplumsal gerçeklikle mümkündür. Kutsallaştırılmış yargı, yargı değildir, tapınak rahibidir. O kadar çok yanlış var ki. Yanlışlardan
örülü bir tapınak-mağarada yaşıyoruz. Dışarıdan haberimiz yok. Ama
tapınak-mağaradakiler dışarıdakiler hakkında adalet dağıtıyor. Böyle
şey olmaz. Burayı kutsallaştırmayı bir tarafa bırakın. Olympos
dağındaki tanrıların adalet süreçleri bizi ilgilendirmez. Biz toplumsal
adalet peşindeyiz.ANAYASA DEĞİŞMEZSE KAOS OLUR-Bu ortamda Anayasa değişikliği yapılırsa kaos olur uyarıları var. Sizin böyle bir endişeniz var mı?Anayasa değiştirilmezse ardından da yeni bir anayasa gelmezse bu toplum çok ciddi acılar yaşar. Devlet ile toplum arasında, bürokratik yapı ile toplumsal talepler arasında uçurum doğdu. Mekanizma topluma ait bir mekanizma değil. Bu kırılmaya doğru götürür. Ben tanımlamak istemem bu kırılmayı.
Demokratik ülkelerde Anayasanın ne olması gerektiğine toplumsal
dinamiklere bakılarak karar verilir. Anayasayı toplum yapar, siyasi
partiler ise bunun imkânını sunar. Siyasal aktörler toplumsal dinamiği
okuyup ona göre kendini uyarlayamazsa, bu yeteneği gösteremezse kırılma
yaşanır.-Kanadoğlu’nun AK Parti’nin Anayasa değişikliği yapamayacağıyla ilgili sözlerine ne diyorsunuz?Önce şu hatayı düzeltmek gerek. Anayasa değişikliğinin parti değil parlamento yapar. İkincisi bu parlamento yapamaz derseniz Anayasa değişikliğini mutlak surette engelleme çabası içine girersiniz. Yeni bir parlamentoda başka dengeler ortaya çıktığında ve aynı şeyi ötekiler derse ne olacak? Biraz mantıklı olmak gerek. Bu ülke, bu tür iddiaları ciddiye alacak noktadan uzaklaşmış durumdadır.YARGI KRİZ ÇÖZMELİ ARTIKÖğrencilerime
ilk derste şunu sorarım: Hukuk ne işe yarar? İki cevabı var: Toplumsal
ilişkileri ve o ilişkilerin kurulu olduğu siyasi yapının işleyişini
düzenler. Toplumsal ilişkileri düzenlemesi ve bunu garanti eden devlet
yapısının sorun çözme yeteneğine sahip olması için hukuk normu
üretilir. Bu normlardan sorun çözmesi ve devletin işleyişini mümkün
kılması beklenir. Yani hukuk sorun üretmemeli, sorun
çözmelidir. Devleti işlemez değil, devleti işler hale getirmelidir.
Kriz üretmemeli, kriz çözmelidir. Hukuk kuralları bunun için üretilir.
Ama hukuk normları kriz üretmek için yorumlanmaya başlanırsa hukuk
amacından sapar ve ideolojik bir silaha dönüşür. “Demokrat Yargı”nın hukuka bakışında böyle bir temel fark vardır.
Çünkü 45 öncesi Avrupa böyle. Yargı ve ordu siyaset dışıydı. Oysaki tüm
erkler ve kurumlar siyasetin ürünüdürler. Demokratik siyasetin ürünü
olmadıklarında, demokrasi karşısı siyasetin taşıyıcısı ve misyonerine
dönüşürler.
Nergis DEMİRKAYA İNTERNETHABER
Siirtçe Tarih: 08.02.2010 Saat: 02:02
| "Nergis Demirkaya: Anayasa Mutlaka Değişmeli" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum |
|
|
|
|
|
|
|
|